top of page

Doğu ve Batı Türkçesinde İlk Eserler

Eski Türk edebiyatının oluşum süreci, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonraki kültürel değişimle doğrudan bağlantılıdır. 751 Talas Savaşı ile başlayan ve 10-11. yüzyıllarda yoğunlaşan islamlaşma süreci, Türk aydınlarının Arapça ve Farsça dillerine yönelmesine; bu dillerin edebi birikimlerini Türk saraylarına taşımasına zemin hazırlamıştır.

1. Erken Dönem Etkileşimleri ve Dil Tercihleri

Müslüman Türk devletlerinin saraylarında, başlangıçta Farsça şiir yazmak oldukça yaygın bir gelenekti. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah gibi hükümdarların dahi Farsça şiirler kaleme aldığı bilinmektedir. Bu durumun temel sebeplerinden biri, aruz vezninin Farsçaya olan yapısal uyumudur. Türkçenin hece yapısı (uzun/kısa hece dengesi), aruza başlangıçta Farsça kadar esneklik göstermediği için Türk şairler bu zorluğu aşana kadar Fars edebiyatını taklit etmeyi ve o dilde eser vermeyi tercih etmişlerdir.

2. Doğu Türkçesi (Hakaniye) Sahası ve İlk Eserler

Doğu Türkçesi ya da Hakaniye Türkçesi olarak adlandırılan sahada, 11. asırdan itibaren önemli eserler verilmiştir. Bu eserler, İslam estetiği ile milli nazım geleneklerinin harmanlandığı geçiş aşamalarını temsil eder:

  • Kutadgu Bilig (1069): Karahanlı hükümdarı Tabgaç Ulu Buğra Han’a sunulmuştur. Eserde, milli nazım geleneğine uygun olarak 173 adet dörtlük kullanılması dikkat çekicidir.

  • Atabetü’l-Hakayık: Milli nazım geleneği doğrultusunda tamamen dörtlüklerle kurgulanmıştır.

  • Divânu Lugāti't-Türk: Aruzla yazılmış şiirlerin yanı sıra milli ölçü olan heceyle yazılmış örnekleri de barındırır.

Doğu Türkçesi; Karahanlı, Harizm, Altın Orda ve Çağatay sahaları olmak üzere üç koldan gelişmiştir. Ayrıca içinde Oğuzca unsurlar barındıran Memlük Kıpçakçası da 15. yüzyıldan itibaren tamamen Oğuzcalaşana dek bu havza içinde değerlendirilebilir.

3. Batı Türkçesi (Oğuzca) ve Anadolu Sahası

Batı Türkçesi, Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemiyle birlikte şekillenmeye başlamıştır. Bu süreç "Eski Anadolu Türkçesi" olarak adlandırılan ve 15. yüzyıla kadar süren evreyi kapsar. Ardından 20. yüzyılın başına kadar sürecek olan Osmanlı Türkçesi devresi gelir.

Moğol İstilası ve Türkçe Eser Vermeyi Tetikleyen Unsurlar

Anadolu sahasında 13. yüzyıla kadar şairler ağırlıklı olarak Farsça yazmaktaydı. Ancak Moğol İstilası, bu durumu değiştiren sosyo-kültürel bir kırılmaya sebep olmuştur. Horasan'dan kaçan sufiler, alimler ve şairler Anadolu’ya göç etmiştir. Halkın manevi bir teselliye ve irşada ihtiyaç duyduğu bu "fersûde" (yıpranmış/depresif) dönemde, sufi şairler edebi bir kaygıdan ziyade halka ulaşma amacıyla Türkçeyi kullanmaya başlamışlardır.

  • Ahmed Fakih (Şahnâme): 13. yüzyılın ilk yarısında (1220-1250) bu geleneğin ilk örneklerinden birini vermiştir.

  • Mevlana ve Sultan Veled: Mevlana eserlerini ağırlıklı olarak Farsça kaleme alsa da yer yer Türkçe beyitlere yer vermiştir. Oğlu Sultan Veled’de ise Türkçe kullanımı artmış; İbtidânâme’de 76, Rebâbnâme’de 162 Türkçe beyit kullanarak Anadolu’da Türkçe şiir geleneğinin yaygınlaşmasına öncülük etmiştir.

 

4. Eski Türk Edebiyatının Dönemlendirilmesi

 

Eski Türk edebiyatı akademik tasnif açısından üç ana dönemde incelenir:

  1. Oluşum Dönemi (13. ve 14. Yüzyıl): Âşık Paşa gibi isimlerin temsil ettiği, ilk edebi meyvelerin verildiği devredir.

  2. Birinci Klasik Devre (15. ve 16. Yüzyıl): Edebiyatın "demlendiği" ve estetik zirveye ulaştığı dönemdir. 15. yüzyılda Ahmed Paşa ve Necati Bey ile olgunlaşan bu yapı; 16. yüzyılda Fuzulî, Bâkî, Hayâlî ve Taşlıcalı Yahya ile mükemmelliğe erişmiş ve taklit edilen bir otorite haline gelmiştir.

  3. İkinci Klasik Devre (17. Yüzyıldan 19. Yüzyılın İkinci Yarısına Kadar): Nedim, Şeyh Galib, Nef'î ve Nailî gibi isimlerin temsil ettiği dönemdir. Bu dönemde İran edebiyatından gelen "Sebk-i Hindî" (Hint Üslubu) etkisiyle edebiyat farklı bir estetik boyuta taşındığı için müstakil bir dönem olarak değerlendirilir.

bottom of page